Avcıyı Avcı Yapan Niteliklerin En Önemlisi : Avcılık Ahlakı ve Avlanma Etiği

Genel olarak ahlâk dediğimizde, insanları gerek birbirleri ile gerekse yaşadıkları toplumun içinde ön plâna çıkaran değerler karşısında, günlük davranışlarını yönlendiren örf, adet ve geleneklerin yanı sıra; normların ve kuralların oluşturulduğu, özü tarihsel gelişim sürecinden süzülerek gelen toplumsal bilinç biçimi anlaşılır. Ahlâk değerlerini, normlarını, insanların görüş ve düşüncelerini, tarihsel süreç içinde derinlemesine inceleyerek, nesnel gerekçelere dayandırmak sureti ile uyum içinde geliştirme görevini üstlenen felsefe bölümü ise, etiktir.

Eski Yunanca etos sözcüğünden kaynaklanan etika kavramını ilk defa Aristotales kullanmıştır. Aristotales, tarihte ilk kez ahlâk sorununu ayrıntıları ile incelemiş ve bunu bir bölüm olarak sistemleştirmiştir. Etos sözcüğü, bir kişiden çok bir grubun davranışlarını, birlikte yaşayan, çalışan insanların birlikte geliştirdikleri alışkanlıkları, ilişkileri, davranış biçimlerini belirtmektedir. Ahlâk ve etik kelimelerinin yukarıda çok kısa da olsa anlatılmaya çalışılan anlamları, avcılık eylemi ile çok sıkı bir ilişki içindedir. Hatta etos sözcüğü grubun davranış biçimlerini kapsıyor ve sorguluyorsa, avcılık fenomeninin mihenk taşı olduğu bile söylenebilir.

Düzenli bir avcılığın kabul edilebilirliğinin olmazsa olmaz şartlarından biri de, kendi içinde örgütlenmiş, bireylerini yasalar içinde kontrol edebilen, il bazında temsil yeteneğine sahip derneklerin varlığından geçer. Bu oluşumlar, farklı coğrafi bölgelerde ve farklı sosyal gruplardan meydana gelse de, hepsinin ortak olarak sergilemek zorunda oldukları payda, yükselen ahlâki değerler olmalıdır. Avcıların, içinde yaşadıkları toplumun değer yargılarını zedelemekten uzak durmaları, yüksek ahlâki değerleri savunmaları, zorunlu olarak sergilemeleri gereken davranış biçimleridir. Sağduyu sahibi avcı, bu değerleri toplumun kabul ettiği asgari normların üzerine çıkartmakla yükümlü olmalıdır. Çünkü ilgi alanı olan doğa, hassas olmaktan öte bir cam fanus kadar ince ve kırılgandır.

Bilindiği üzere ahlâk, tarihsel olarak sürekli değişim halindedir. Yükselen değerler yönünde gelişme göstermesi halinde değişmeyen ahlâk ilkesi yoktur. Ispartalıların özürlü doğan çocuklara uyguladığı davranış biçiminin, o devrin ahlâk değerleri ile bire bir kucaklaşmasını, içinde yaşadığımız topluma kabul ettirebilir misiniz ? İşte bu aşamada etik devreye girerek bu davranışın salt iyi veya kötü olduğunu değil olayın köklerini irdelemek, nedenlerini araştırmak, bunların taraflılığını, sınıfsal yanlarını gün ışığına çıkarmak için çaba sarf eder. Bir anlamda topluma ışık tutarak insanların ahlâksal yönden yücelmelerine destek verir.

Toplum bilincinin yeterince oluşmadığı koşullarda, sınırları göreceli kavramlar üzerine belirlenmiş toplumsal yargılar başta olmak üzere, yaşamı düzenlemek için yasama organları tarafından çıkartılmış kanunlar bile, son derece hassas bir denge üzerine kurulmuş ekosisteme istemeden de olsa tecavüz edebilmektedir. Eylemini ekosistem içinde yürütme zorunluluğu olan avcı bu olumsuz koşullardan cesaret almayacak, bunun tam aksine bu kötü gidişi önleme yolunda çaba sarf edecektir. Yani, ahlâk sahibi bir avcı kanunlar uygun görse de, o avcıya has duygu ile kanun ile doğa

koşullarının her zaman birbiri ile uyum içinde olamayacağını düşünerek hakkından feragat etmeyi bilecektir. Avcı ahlâkından, avlanma etiğinden bu anlaşılmalıdır. Avcı, kendisine yüklenmeye çalışılan preditör sıfatı yerine, regülatör kimliğinin gereklerini yerine getirmeli ve bu tavrın tüm avcı toplumu için ortak payda oluşturması yolunda çaba sarf etmelidir.

Etik, yaşam pratiğinin dayattığı kurallar bütünüdür. İlkçağdan bu yana etik üzerine çeşitli fikirler ortaya atılmış, farklı anlayışlar egemen olmuştur. Toplumdan topluma hatta aynı toplum içinde farklı zamanlarda etik büyük değişimler gösterebilir. Dinin, siyasal yapının ve ekonomik ilişkiler düzleminin doğrudan etkili olduğu bir alandır etik. Çoğunlukla ahlâkla aynı anlamda kullanılmakla beraber, etik; ahlâkı da içine alan daha büyük bir alanın kapsayıcısıdır.

Nerede bir insan varsa orada bir eylem vardır. Eylemi tanımlamak ve insanlık onuruna yakışır hale getirmek, eylemi kapsamlı bir etik anlayışıyla sarıp sarmalamakla mümkündür. Etik, yaşam pratiğinin öğrettiği ve dayattığı bir kurallar bütünüdür. Varolduğu andan itibaren avlanan insan bu uzun macera sırasında çok şey öğrenmiş ve bu bilgiler doğrultusunda yazılı olmayan bir avlanma etiği oluşturmuştur. Yıllar geçtikçe belki bu etiğin kaideleri değişecektir ama değişmeyecek olan tek kaide, yaşama saygıdır.

“Daha fazlasını ele geçirme arzusu, beraberinde daha çok mutluluk getirmez.”
Avcı, bu düzenleyici anlamına gelen regülatör sıfatını sadece avlanma fiili sırasında kullanmamalı, yaban hayatının içine çeşitli dönemlerde bizzat olumlu katkılarla müdahale ederek kendisinin de dahil olduğu o muhteşem sisteme faydalı olmaya çalışmalıdır. Avcı, canlarını insanlara emanet eden her türlü canlının yaşama hakkına saygı göstermelidir. Bir taraftan onların yaşam ortamlarının iyileştirilmesine faydalı olacak tutumlar sergilerken, bir diğer yandan da bilinçli bir avcı toplumu oluşması için elinden gelen tüm katkıyı ortaya koymalıdır.

Bizler yaşadığımız dünyanın, bu evrenin çok küçük boyutlu, ama önemli bir parçasıyız. Varlığımızın devamı, bizi barındıran ekolojik sistemin varlığı ile bire bir ilintilidir. Eğer varlığımızı çok daha iyi koşullarda sürdürmek istiyorsak, eğer bu dünyanın bize sağladığı nimetleri gelecek kuşaklara çoğaltarak devretmek istiyorsak, hatta, buna zorunlu olduğumuzu kabul ediyorsak, her şeyden daha mükemmel olan doğanın kanunlarına saygı gösterelim. Bu bağlamda tabiatın acımasız felaketlerinin bile bir sebep-sonuç ilişkisi içinde meydana geldiği gözden ırak tutulmamalıdır. Kişisel tatmini ön plâna alarak sağlanmaya çalışılan maksimum fayda, veya maksimumum haz, beraberinde maksimum sömürüyü; dolayısıyla hızlı bir tükenişi de beraberinde getirir. Mevcut yasalar, doğanın hızla değişen koşulları karşısında yetersiz kalmaktadır.

Özellikle tabiat şartlarına karşı çok duyarlı olan yaban hayvanlarının durumu bu konumdan en çok zarar görenlerdir. İşte bunun için ;

• Acımasız bireyler yerine, sorumluluğunun idraki içinde olan avcılara,
• Merhametsiz bir avcı kimliği yerine, şefkatli bir avcıya,
• Acımasız bir preditör yerine sağduyulu bir regülatöre,
• Kanunlara karşı çıkmayı marifet sayan bir kimlik taşımak yerine, arzu ve gereksinmelerini yasaların kendisine tanıdığı haklar çerçevesi içinde kullanan bir avcıya,
• Sistemin aksaklıklarından faydalanan oportünist bir avcı olmak yerine, sağduyu sahibi bir avcıya,
• Yerel göstergelerin veya yükselen değerlerin yerine, tüm dünyanın ve tüm zamanların kabul ettiği evrensel değerleri kendisine ilke edinmiş bilinçli avcılara
½imdi, her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Özetle; yüksek ahlâki değerler taşıyabilmek ve insana özgü genetik mirasımız olan avcılığı evrensel değerlerle bezenmiş olarak gelecek kuşaklara aktarabilmek, “sürdürülebilir avcılığı temin maksadıyla her alanda sürekli eğitimi” gündemde tutmak, ana hedefimiz olmalıdır.

Etiketler: > > > > > > >

Yorumlar

Benzer Yazılar